Zafer Bilim Araştırma ve Kültür Dergisi

Yaratan Nasıl Yaratmış?

img

Kâinatın menşei, diyorlar, bir silikat karışımıydı. Nasıl oldu da, bu karışım şu mükemmel ve muhteşem hâle geldi, diyorsunuz. Genişledi, yayıldı, ayrıştı, birleşti... gibi birtakım safhalar sıralıyorlar. Bu safhalara bir şey dediğimiz yok, sadece bunların bir zabıt varakası gibi takdimi tuhaf kaçıyor.

Atlıyoruz bütün bu safhaları ve işin sonuna geliyoruz. Ne oldu en sonunda: İnsanlık yaratıldı.

Her insanın da ana rahmindeki ilk hareket noktası bir başka karışım: Nutfe.

Nutfe silikattan haber veriyor. Ve insan kâinatı seyrediyor. Son netice, önceki neticeyi inceliyor: Ben bu âleme ne kadar benziyorum, diyor, kendi kendine. İkimiz de bir çekirdekten çıkmışız. Onda sistemler var, bende organlar. Alem safha safha yaratılmış, ama bu safhalar, bir betonarme binanın kat kat inşası gibi değil. Kaba ve ince inşaat birlikte yürütülmüş. Bina tamamlanınca dışında ve içinde hiçbir noksan kalmamış.

Dünya yapılıp bir kenara konulmuş da sıra Mars’a, Venüs’e gelmiş değil. Samanyolu tamamlanmış da sonra güneş sisteminin temeli atılmamış. Benim bedenim de öyle değil mi? Önce ayaklarım yapılmış da üzerine bacak kemiklerim konulmamış. Yahut, önce kafatasım tamamlanmış da sonra boynum takılmamış. Önce iskeletim bitirilmiş de sonra midemin, kalbimin, ciğerimin yapımına geçilmemiş.

Bu harika özellik sadece bana has da değil. Sonsuz denecek kadar çok çekirdekler, nutfeler, yumurtalar hep o silikat karışımının birer küçük numunesi. Her başak, her ağaç, her kuş, her koyun... bu kâinatın birer küçük temsilcisi.

Her çekirdek, her yumurta, her nutfe o silikat karışımı gibi parçalanma, yayılma, büyüme, genişleme kanununa tâbi tutulmuş. Ve hiçbiri bu yolculuğun sonundan haberdar değil.

Parçalayan parçalıyor, büyüten büyütüyor. Kısacası: Yaratan yaratıyor!

Kâinat O’nun kudretine, irâdesine mahkûm. O’nun ilmiyle, hikmetiyle bu hazır hâli almış, bana hizmet ediyor. Bedenim, bu âlemin rahminde yapıldı, çatıldı Ben bu rahimde boğulmamalıyım! Öteki âleme ölü olarak doğmamalıyım!  

Bu yazıyı e-dergi olarak okumak için tıklayınız:

http://zaferdergisi.com.tr/e-dergi/1992_aralik/#features/7