Zafer Bilim Araştırma ve Kültür Dergisi

Yaratan Kim?

img

Her şeyi gösteren; kendini her şeyden ziyade gösterir. Bediüzzaman

Soruyoruz! Kim yaratıyor bütün bu sanat eserlerini? Bu faaliyetleri yürüten, yıldızları çarptırmadan döndüren, dünyayı canlılara beşik yapan, milyarlarca canlıya vakti vaktine rızık veren kim? Kimdir o yaratıcı ki, toplu iğne başı kadar bir tohumdan dev gibi bir ağaç, bir damla sudan insan çıkartıyor?

“Tabiat” diyor bazı kimseler, uydurulmuş şekliyle: “Doğa”. “Televizyonda radyoda, gazete ve dergilerde, hatta ders kitaplarında zaman zaman rastlıyorsunuz bu kelimeye.

Sormak lâzım böyle diyenlere, tabiat nedir? En kısa tarifiyle; Canlı ve cansızların hepsi diyecekler.

Halbuki cansızların kendi başlarına bir şey yapamayacaktan apaçık bir gerçek değil mi? Çekici, çiviyi, tahtayı koyun bir odaya, milyon sene bekleyin, şuurlu bir usta bunları kullanmadığı sürece bir sehpa bile yapılamayacaktır.

Toprak, hava, su ve güneş ışığı, elbette çekiçten, çividen ve tahtadan daha şuurlu değildir. Oysa bir kar tanesi bile bir sehpadan daha mükemmeldir. Hâl böyle olunca, cansız, akılsız, şuursuz, kuvvetten, iradeden mahrum tabiatın basit bir canlıyı bile yapamayacağı açıkça ortaya çıkmıyor mu?

Gelelim canlılara. Bunların da en şuurlusu insandır. İnsan ise, bu kâinatı ve içindekileri yapmak şöyle dursun, minnacık bir yaprağı bile yapmaktan âcizdir. Üstelik de kendini yaratanı aramakla meşgûldür.

Tabiat, canlılarla cansızlardan meydana geldiğine ve bunların da hiçbir şeyi yaratamayacakları kesin olduğuna göre, bu kâinatı ve kâinattaki bütün sanat eserlerini sonsuz ilim, irâde ve kudret sahibi olan Allah’ın yarattığı açıkça görülebilir.

“Tabiat kanunları” veya “Doğa yasaları” ifadelerini sık sık kullanan tabiatçılara sormak lazım: “Bu kanunlar akıllı, şuurlu, gören, işiten, karar verme kabiliyetine sahip, her şeyi bilen şeyler mi?” Cevap “Hayır” olacaktır. Çünkü bu soruya evet cevabını vermek, aklı inkâr etmekten farksızdır. Oysa, yukarıda saydığımız vasıflara sahip olamayan, yaratıcı da olamaz.

Tabiatın yaratıcı olduğunu iddia edenlere şunu da sormak gerek: “Kâinatı ve tabiat kanunlarını kim yarattı?” Bu suale, mecburen “tabiat” diye cevap verecektir. “Tabiat nelerden ibaret?” diye ikinci bir soru daha sorulursa, “Kâinattan ve tabiat kanunlarından ibarettir” cevabını verecektir. İşte bu durumda tabiatçı, kâinatın kendi kendini yarattığını iddia edecek kadar gülünç bir duruma düşmektedir. Evet, bu durum gerçekten gülünçtür. Çünkü “Yazıyı yazan yazıdır” “Sehpayı yapan sehpadır” demekten farkı yoktur bunun.

Tabiatçıları, saplanmış olduktan bataklıkta bırakarak yüzümüzü, gerçeğe döndürelim.

Dikkatle bakan görür ki, tabiat da hârikulâde bir sanat eseridir. Kendisini yoktan var eden, binlerce nakışlarla süsleyen, çeşit çeşit renklerle donatan Yaratıcısını gösterir. Tabiat yukarıda tasvir ettiğimiz mahlûkattan meydana gelen eşsiz bir tablodur ki, hâl diliyle “Benim sanatkârım sonsuz ilim, irâde ve kudret sahibi olan Allah’tır (c.c.)!” diye haykırmakta, bu gerçeği kâinattaki âhengin mûsikisiyle ilân etmektedir.

 

Bu yazıyı e-dergi olarak okumak için tıklayınız:

http://zaferdergisi.com.tr/e-dergi/1992_eylul/#features/19