Zafer Bilim Araştırma ve Kültür Dergisi

Oruç Tuttuğunu Bırakmaz

img

Herkesin içinde bir sevinç var, o gelecek diye.

Daha gelmeden gölgesi erişiyor.

Recep ve Şaban’ın ardından hemen geliyorum diyor.

İyi ki geliyor.

Hoş sefalar ile geliyor.

Rabbim, neye ne kadar ihtiyacımız olduğunu biliyor.

Lazım olan her ne ise, onu tam vaktinde gönderiyor.

Eskimiş hayata yeni bir ruh katıyor.

Ramazan’ın da bir ruhu, bir canı var. Bu hissediliyor.

Ulvi bir görevle geliyor.

Ve daha gelir gelmez, olmaz denilenler oluyor.

Allah’ın helâl kıldığı nimetlere bile, el sürmüyor insan, tam 18 saat boyunca.

Ramazan dışında kim dayanabilir buna.

İşte böyle mübarek bir ay.

Çocuktan gence, hastadan ihtiyara kadar herkese ayrı bir hediye ile geliyor.

En büyük armağanı ise, son günlerine ve bayrama saklıyor.

Çok da kalmıyor zaten.

Sessiz sedasız geldiği gibi, yine aynı edayla gidiyor.

Ardından gözü yaşlı, nice hasretli dostlar bırakarak.

Ey mübarek ay!..

Bu defa olsun bizde, kıymetini bilenlerden olalım senin.

Ne olur o bahtiyarların arasına biz de katılalım.

Kadrini kıymetini bilenlerden biri de biz olalım inşaallah.

Bilemeyiz bu Ramazan, belki de son Ramazanımızdır.

Vefalı gelir, vedalı gider.

Edasından belli.

Ne var ne yok her şeyi kendine benzetiyor.

Barışı, huzuru getiriyor.

Sakinleştiriyor kalbleri.

Günahtan, haramdan uzak tutuyor.

Geldiği yere, cennet misal bir hayat getiriyor.

Diğer aylara nispeten suçlarda azalma görülüyor.

Yeniden doğmaya, yeniden olmaya hazırlıyor her yanı, her insanı.

Nefsimizi gemlemek kolay değil.

Oruç ve Ramazan da olmasa işimiz zordu gerçekten.

Rabbimize hamdolsun, eşsiz bir nimeti bize misafir ediyor.

Kıymetini bilelim ve ondan layıkıyla istifade edelim diye.

...

Bazen ne dışındakine, ne içindekine söz geçiremiyor insan.

Uçuk uçurtma nevinden, boşlukta tam kaybolmak üzereyken, çıkageliyor mübarek Ramazan.

Bir ayar çekiyor cümle yanımıza, en başta ruhumuza.

Sevmek, sevilmek gibi güneşi iki yanından hissediyor insan.

Nasıl sevilmez ki Ramazan.

Hilaliyle bir kaş çatıyor ki sormayın. Bu ihtarı bile, söz anlamaz nefsimize yetiyor.

...

Daha şimdiden her şeyi yerli yerine çekip getirdi. Az söyledi, öz söyledi.

Sözü kısa olanın dili tatlı olur. İşte Ramazan budur.

Ruhumuz içimizdedir ama rengini, şeklini ve dahi ahengini dışımızdan alır.

Gücünü ise kalbin imanından alır.

Aldı, oturttu karşısına, gönlümüzle baş başa bıraktı bizi.

Aya, yıldıza bakmayı öğretti. Hilalleri bir bir saymayı ve sabretmeyi, tevekkülü öğretti Ramazan. O kızıl akşamüstlerini, iftar vakitlerini, oruçluların telaşlı hâllerini, aceleci yürüyüşlerini sevdirdi. Bir yudum suyu, bir kuru ekmeği özletti ve kıymetini bildirip, şükrettirdi.

“Sevin ki…” dedi, “Çiçekli rüyalar göresiniz Yusuf misali.” Uykularımız da, rüyalarımız da değişti. Günlerimiz, o bildiğimiz günler değil artık. Her anımız kutlu birer vakit oldu.

Niçin ve neden yaşadığını daha iyi anlıyor insan.

Böylesine bir yaşamaya doyamıyor.

O zaman işte, ömrü uzun ediyor.

Fanilik duygusu siliniyor içimizden.

Ebediyetin kokusunu alıyoruz geçen her saatten.

...

Ey mübarek ay!..

Sözünü hep tuttuk ve yine tutacağız ve daha ilk geceden orucuna tutunacağız.

Sıcak bir yaz ortasında hayret ki; akşamın serinliğiyle, pırıl pırıl salâ sesleriyle ve ışıl ışıl rahmetinle geliyorsun.

Rabbimizin bize armağanısın ve ömrümüzün en güzel Ramazanısın.

Hoş geliyorsun…

Hoş bulmadıysan eğer bizi, duamız bu ki, ne olur hoş ediver içimizi. Razı ol bizden.

Daha şimdiden…

Bizi kendine benzetti Ramazan ve hükmünü icra etti.

Nefisleri ağladıysa da, yolunu bekleyen sevdalıların ruhunu güldürdün sen.

Teravihle, sahurla, en bereketli vakitlerle. Süt gibi içirdin. Bembeyaz bir güzellik kattın tenimize, kalbimize.

Her sabah aynaya baktıklarında, her gün bir başka güzel yüz görecek oruç tutanlar.

...

Ramazan’ın da kalbi var. Kalbi ise, Kadir Gecesi. O kalbe muhatap olan ve hakkını veren insan, ne mübarek bir insandır, ne güzel bir Müslüman’dır.

Kara çalıda gül bitmez. Kalbini temizlemeli ki insan, güller bitsin oradan.

Yunus’a selam gönderelim buradan.

“Temiz et gönül evini

Yar gelecek oturmaya…”

...

Allah (cc), rahmetiyle, mağfiretiyle, sekînetiyle, tecellisiyle doyurur, sevindirir kalbimizi.

Ramazan bir armağandır bize Ondan, sonsuz rahmetiyle her şeyi yaratandan.

Gündüzleri diri kılmak için geceden gelir Ramazan.

Gecesini diriltmeyenin gündüzü de ölüdür.

Ramazan’la dirilir gönüller.

Oruçla açılır bir bir düğümler.

Kur’an, ayet ayet şifa olur, nur olur gönüllere.

Gecelerde bir sır var. O sırrı yaşatmak için gelir Ramazan.

Göklerden yerdekilere ilahî bir sofra serilir.

Önce ruhlar doyurulur.

Ruhlar ki; aylardır aç, Rahman’ın rahmetine muhtaç…

İnananların ruhlarını doyurmaya gelir önce Ramazan.

Hem de daha ilk geceden.

Geceler ki; anadır, velûddur.

Gündüzler, gecelerin çocuğudur.

Oruçla eğitilir, açlıkla terbiye edilir nefisler. Büyür de büyür, o küçücük kalpler.

Almayı unutur, vermeyi düşünür.

Oruç gündüz ibadetidir.

İftar, teravih, sahur ise gece ibadetidir.

Gündüzün, orucun kahramanı olmak, gecenin ibadetlerinden geçer.

Daha ilk gecenin teravihiyle, sahuruyla ve daha ilk günün orucuyla değişti, değişiyor her şey.

En müzmin hastalıklar bile deva bulup, iyileşiyor birden.

...

Seksen yaşını aşmış bir halacığım var.

Geçtiğimiz senelerin birinde ve Ramazanın başında konuşuyorduk. Orucunu tutamayacağından yana dertliydi. Çünkü hastalığı şiddetliydi.

“Ne yapayım?” diye sordu.

“Bismillah de, tut. Allah yardım eder.” dedim.

Bir gece iftara gittiğimde, hasta yatağında uzanmış yatıyordu.

“Oruçla aran nasıl, hala?” diye ihtiyatla sordum.

“Dediğin gibi.” dedi. “Bismillah dedim, tutuyorum. Allah yardım etti.”

Evet, hastalar bile oruçla iyileşir. Allah’ın rahmeti böyle gelir. İhsanı, lütfu, böyle olur kullarına. Sadece yardım paketleriyle gelecek değil ya. Allah’ın yardımı geldi mi, böyle gelir bazen. İçten ve derinden.

...

En küçükten en büyüğüne, en hastadan en yaşlıya kadar kolaylaştırılır herkese oruç.

Zorluklar Allah’ın yardımıyla aşılır. Mevsimler bile değişir. Bu da Allah’ın büyük bir mucizesidir. Her günün, her orucunda ve her Ramazan’da bunlar hep yaşanır.

Orucunu tutamayacağını zannedenler yine bir güç ve kuvvet bulur.

Oruç onları gönüllerindeki sevdadan tutar bırakmaz.

Halacığım yetmiş yıldır tutuyormuş.

Bu sevdaya kim dayanır?

Oruç, tutanı hiç bırakır mı?

Oruç, tuttuğunu bırakmaz.

Bu yazıyı e-dergi olarak okumak için tıklayınız:

http://zaferdergisi.com.tr/e-dergi/2015_haziran/#features/30