Zafer Bilim Araştırma ve Kültür Dergisi

Medine-i Münevvere’de Ramazan’ı Yaşamak

img

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasulullah aleyhisselamın hicret yurdunda Ramazan-ı Şerifi yaşamak bir ayrıcalıktır.

Kâinatın Efendisi aleyhüsselatu vesselamın teşrifiyle beraber, her tarafı nurlanan, her köşesine cemal tecellisinin sindiği bu mübarek beldede Ramazan-ı Şerif günlerinde, sevabı binlerle ifade edilen manevi kazançtan istifade etmek için ehl-i iman adeta yarış ederler...

Medine’de Ensar ruhu, tam manasıyla kendini belli eder. Diğer zamanlarda Mescid-i Nebevi ve evleri arasında gidip gelen ehl-i Medine, Ramazan-ı Şerif ile beraber adeta Mescid-i Nebevi’ye karargâh kurarlar. Medine’de Ramazan-ı Şerifin yaklaşmasıyla beraber bir hareketlilik göze çarpar. Mescid-i Nebevideki saflar devamlı artar. Dünya’nın farklı kültürlerinden gelen Müslümanlar Mescid-i Nebevi’yi doldurur.

Şaban ayının son günü heyecan doruktadır. Herkes hilalin görülüp görülmediği haberini beklemektedir. Hilali görenlerin en yakın mahkemeye müracaatı ile beraber yüksek mahkeme tarafından radyo ve televizyonlarda Ramazan’ın girdiği açıklanır. Bazen haber gelmemişse yatsı namazı biraz geciktirilir. Bazen de cemaat yatsı namazını kılarken; Ramazan’ın girdiğini ilan eden top atışları başlar; Medine’nin her tarafından duyulur.

O andan itibaren çok değişik manevi bir iklime geçilir. Ramazan’ın ilanıyla beraber bir yarış, bir koşturmaca başlar. Ramazan-ı Şerif nimetinden azami derecede istifade etmek, kârlı ticaretten manevi kârlarla çıkma yarışıdır bu.

Medine yeşil kubbe altında Ramazan’a girmektedir. Mescid-i Nebevi’ye her yönden insan seli akmaktadır. Ehl-i Medine, Kainatın Efendisi’nin yanı başında teravih kılmak için birbiriyle yarışmaktadır. İlk teravih büyük bir coşkuyla ve huşu ile kılınır. Her gün yirmi rekât kılınan teravihte bir cüz okunur. Medine’nin her camiinde teravih kılınır; bazı mescidlerde hatimle kılınırken bazılarında da uzun sureler okumak suretiyle sekiz rekat kılınır. Mescid-i Nebevi’de on rekat kılınınca biraz ara verilir. Değişen ikinci imamın ‘Allahu Ekber’ sesiyle beraber namaza devam edilir. Her iki rekatta bir selam verilir ve teravih namazı yaklaşık iki saat sürer. Cemaatten herbir fert istediği kadar kılar; işinin durumuna göre, gücüne göre namazlarını kılarlar, ama genelde büyük çoğunluk teravihi tam kılarlar.

Ramazan’da Medine’de gece ile gündüz yer değiştirir. Genelde hayat ikindi namazından sonra başlar. Sabah namazına kadar devam eder.

İkindi namazından sonra Mescid-i Nebevi’nin içine ve dışına iftar sofraları serilir. Bu, nesilden nesile devam eden bir adettir. Herkesin sofrasının yeri bellidir. Sofraların uzunlukları, sofra sahibinin gücüne göre değişir. Sofradaki ana menü hurmadır. Arapların ‘Rutab’ dedikleri buzluklardan çıkarılan, tadına doyum olmayan taze hurmalar da tabaklara konularak sofralara yerleştirilir. Hurmanın yanına yoğurt, ekmek, meyve, kuruyemiş ve ayrıca Arapların ‘Dukka’ dedikleri yoğurtla karıştırılarak yenilen bir baharat çeşidi de konulur. Elbette en önemlisi de Zemzem...

Mescid-i Nebevi’nin dışındaki o geniş avlulardaki sofralarda menü biraz değişiktir. Yine aynı şeyler vardır ama bunlara ilave olarak etli, tavuklu pilavlar da ikram edilir. Belki de yeryüzünün en kalabalık sofrasında buluşur müminler.

Yeryüzündeki bütün Müslümanları, Kainatın Efendisi’nin bereket sırrıyla misafir edip doyuracak iftar sofrasıdır bu. Ehl-i Medine’nin tam bir Ensar ruhuyla Allah ve Rasulü’nün misafirlerine hizmet için koşuşturdukları sofralardır bunlar.

Akşam namazına bir saat kala hazırlıklar tamamlanmış sofralar artık misafirlerini beklemektedir. Mescid-i Nebevi’nin dışından gelen misafirleri ağırlamak için sofra sahipleri adeta yarış ederler… Haremin kapılarına doğru yaklaşanları sofralarına ağırlamak isterler, ısrarla onları davet ederler. Medineliler burada, İslam kardeşliğinin en güzel bir örneğini sergiler.

Bu arada Anadolumuzun, gözü yaşlı, kalbi buraların aşkıyla yanıp tutuşan hamiyet sahibi zenginleri de sofralarını her Ramazan açarlar.

Ezan okunmadan önceki manzara da görülmeye değerdir. Binlerce insan ellerinde Kuran-ı Kerim, dillerinde dualar ile vakti değerlendirirler.

Ezan-ı Muhammedî, müezzinin yanık sesi ile Allahu Ekber diyerek Medine semalarında yayılırken binlerce insan sofralara uzanır, zemzemle veya hurmayla oruçlarını açarlar.

Müezzinin “Eşhedü enne Muhammeden Rasulullah” demesiyle, o anda Kâinatın Efendisi’nin hücre-i saadetten çıkıp, cemaate selam verdiğini hissedersiniz…

Onbeş dakikalık zaman zarfında iftarını yapan müminler, müezzinin kametiyle beraber namaza durmak için ayağa kalkarlar.

Bu arada o yüzlerce sofra hızlıca toplanıp ortalık tertemiz yapılır.

Akşam namazından sonra, isteyen evine döner ama çoğunluk Mescid-i Nebevi’de kalıp Kuran okuyarak teravih namazını beklerler. Böylece ikindi namazından sonra başlayan hayat sabah namazına kadar devam eder…

Gündüzleri sokaklarda pek kimse görülmez. Ama geceleri ortalık hareketlenir.

Ramazan’ın son on günü Mescid-i Nebevi oldukça kalabalıklaşır. Son on günü geceleri teheccüt namazı kılınır. Ehl-i Medine’nin büyük bir kısmı bu namaza iştirak eder. Gece saat 1 ile 3 arası 2 saatlik bir zamanda kılınan bu namazda secde ve rükular oldukça uzun sürer; gerçekten çok feyizli bir namazdır.

Yine son on günde Mescid-i Nebevi’nin içinin battaniye, yastık ve çarşaflarla dolduğunu görürüz. Çünkü insanlar dünyevî bütün işlerini bırakıp, kendilerini tamamen ibadete vermek için mescidde ikamete niyetlenirler ve bu süre zarfında, zarurî ihtiyaçları dışında mescidden ayrılmazlar... Bu kuvvetli sünnete ‘itikaf’ diyoruz. Medine halkı Efendimizden günümüze kadar bu mübarek ibadeti devam ettirmiştir ve bugün Mescid-i Nebevi’de yüzlerce insan, her sene daha da çoğalarak, bu sünneti yerine getirmektedir.

Medine halkı, ruhların arındığı kalplerin parladığı, suçların ve günahların azaldığı, şeytanların zincire vurulduğu bu rahmet ve gufran ayında, dünyada bir eşi daha gösterilemeyen müthiş bir cömertlik ve kardeşlik örneği sergilerler. Medine’nin zenginleri bazen bir gıda deposuyla anlaşıp, oradan ihtiyaç sahiplerine erzak dağıtırlar. Bazen de kocaman tırılan Medine’nin merkezî bir yerine çekip oradan her gelene “sebil” dağıtırlar.

Yani bu mübarek beldede, böyle manevi kazancı çok yüksek bir ayda, hayır sahipleri adeta birbiriyle yarış ederler.

 

Ben, yazımı, Medine-i Münevvere’ de yaşamış, burada Arif hikmet kütüphanesinin müdürlüğünü yapmış Türkiye’de ve Müslüman ülkelerde milyonların tanıdığı âlim, fazıl, şair bir zat, merhum Ali Ulvi Kurucu’nun Ramazan ayında, Medine’de Mescid-i Nebevi’de yaşamış olduğu bir hatırayla bitirmek istiyorum:

Medine-i Münevvere’de bir Ramazan gecesi Harem-i Şerif’te teravih namazı kılıyorduk. 1991 yılındaydı... Namazı, Harem’e yeni tayin edilmiş olan İmam Şeyh Eyyub kıldırıyordu. Ramazan için, Ürdün’den gelmiş bir aile bizim mahallede oturuyorlardı. Yaşlı bir baba ve iki oğlu her gün teravihe geliyorlar, namazı Ravza-i Nebevide, mihraba yakın bir yerde, onlar hemen önümde birlikte kılıyorduk.

Yine bir gün namazda Şeyh Eyyub 25. cüzü okuyordu. “Ha. Mim. Ayn. Sin. Kaf…” diye başladı. Okumaya başlarken de bayati makamında çok hazin bir sesle başladı. “Melekler yeryüzündeki Muhammed ümmetine, müminlere dua ederler, istiğfar ederler; Cenab-ı Hak’tan onların affını dilerler…” Bu ayet-i kerimeleri okuyordu. Önümdeki ihtiyar birden yere düştü. İki oğlu selam verdiler, yanımızda zemzem bidonu vardı. Hemen zemzem getirdiler, saftaki insanlar da tuhaf oldular, acaba öldü mü falan diye...

Bir şeyler konuştular, ihtiyar oğullarına “Namazınıza devam edin” diye eliyle işaret etti. Sağ tarafına yatırdılar. Birisi abasını çıkardı başının altına koydu. İhtiyar bir taraftan ağlıyordu. Namaz bitti herkes geçmiş olsun dediler gittiler. Ben kaldım; ihtiyar için için, sessiz sessiz ağlamaya devam ediyordu. Yaklaştım. “Geçmiş olsun amca hayırdır inşallah” dedikten sonra yavaşça nezaketle sordum. “Amca ayet-i kerime mi dokundu. Hz. Ömer’e de böyle dokunmuştu. Ve’t Tur suresini birisi okuyormuş. Hz. Ömer de böyle düşüp kalmış…” Ben böyle sorunca ihtiyar ağlayarak şu cevabı verdi:

“Yeryüzündeki müminlere melekler istiğfar ederler; Allah’tan onların affını niyaz ederler… ayetlerini Şeyh Eyyub okurken baktım” dedi. “Mihrapta Peygamber-i Zîşanı gördüm. Melekler ümmetime dua ederler, istiğfar ederler de ben etmem mi diyor, mihrapta dua ediyordu.... Gözümün önünde öylece tecelli etti. Dayanamadım, ayaklarım taşıyamadı, yıkıldım.”

Amcam merhum öyle demişti. “Oğlum Medine-i Münevvere’de evliyaullah gizleniyor. Burada makam mevki menzil siliniyor buranın hikmeti, sırrı budur. Burada etrafı bir tevazu, bir nur, bir sırlar perdesi kaplıyor. Güneşin doğmasıyla yıldızların silinmesi, şehir ışıklarının sönmesi gibi, Veliler Velisi, Peygamberlerin İmamı, Peygamber-i Zişan’ın himmeti, ruhaniyeti, letaifi örtüyor, burada gizli bir perde var yavrum…”

 

“Burada herkes edeple gezsin, herkese hüsnüzan etsin diye böyle bir hal var. Hiç belli olmaz sıradan insandır yavrum, burada kimseye kusur bulma, kendi kusurunu gör. Her gördüğünü Hızır, her geceyi Kadir bil oğlum...”

Amcam böyle demişti. Medine-i Münevvere’de ben bu hali gördüm makam, mevki, mansıp şeyh, kutup, gavs, evliyaullah burada hepsi siliniyor.

Bu yazıyı e-dergi olarak okumak için tıklayınız:

http://zaferdergisi.com.tr/e-dergi/2015_haziran/#features/18