Zafer Bilim Araştırma ve Kültür Dergisi

Kel Başa Şimşir Tarak

img

ŞİMŞİR AĞACI, çok dayanıklı ve sert bir ağaç olduğundan, bu ağaçtan çeşitli aletler ve eşyalar imal edilirmiş. Bu arada şimşir ağacından güzel taraklar da yapılırmış.

Anlatıldığına göre bir zamanlar, zengin bir aile, kızlarını gelin ediyormuş. Damadın evine, âdet olduğu üzere bohçalarla hediyeler hazırlanıp gönderilmiş. Bohçaların içinde damadın anne ve babasının yanı sıra, iki görümce ve eltilere de hediyeler varmış. Gelen bohçalar merakla açılmış. İçinden görümce ve eltilere, birer tane altın ve gümüş, birer de fildişi ve şimşir taraklar çıkmış.

Bu taraklardan şimşir olanı ise küçük eltiye gönderilmiş. Fakat küçük elti, yakın zamanda ağır bir hastalık geçirip saçları döküldüğünden başı kelmiş.

Diğerlerine altın, gümüş tarak verilirken, kendisine şimşir tarak verilmesi, küçük eltinin canını sıkmış. Kelliğini unutup, armağanları getiren kadına sitem etmiş:

“Herkese altın, gümüş tarak, bana da şimşir öyle mi? Yeni gelin, daha bu eve adımını atmadan benimle uğraşmaya başladı. Şimdi çok kırıldım işte...”

Damadın annesi ise, küçük gelininin bu sözlerinden çok utanmış. Kendini tutamayıp gelinine çıkışmış:

“Seninki gibi kel başa, şimşir tarak çok bile, sus bakayım” deyivermiş.

Meğer bohçaları getiren kadın ağzında laf durmayan bir kadınmış. “Kel başa şimşir tarak” sözü hoşuna gidip bunu her yerde anlatmış. Böylece bu söz, imkânı olmadığı halde lüzumsuz şeyler alıp, gösterişe girenlere söylenen bir deyim olmuş.

•••

Bu deyim, “yoksul ve ihtiyacı olduğu halde, gereksiz bir şekilde özentiye ve gösterişe yönelmeyi” anlatmak için kullanılır.


Yazıyı E-Dergiden okumak için tıklayınız:

http://zaferdergisi.com.tr/e-dergi/2016_subat/#features/27