Zafer Bilim Araştırma ve Kültür Dergisi

İdeal Evlilik Yaşı

img

Son yıllarda boşanmaların belirgin biçimde arttığı, açık bir gerçek. Elbette ki bu olguyu tek bir sebebe bağlamak yanlış olur. Ancak üstünde çok durulan bir faktörü ele alabiliriz: Evlilik yaşı.

Tarih boyunca hemen tüm toplumlarda kabul gören, erkeğin bayandan birkaç yaş daha büyük olması idi. Genelde erkekler 25 yaş civarında, bayanlar ise 20’sine varmadan evlenirlerdi. Bugün ise özellikle bayanların okuyup meslek sahibi olmadan evlenmemeleri sonucu, her iki cinsin de 25 yaş civarında yuva kurdukları görülüyor. Ve ortaya ‘yaşıt evlilikleri’ çıkıyor. Bu da birkaç açıdan çok sağlıklı olmuyor.

Zira ideal bir evlilikte erkeğin bayandan hiç olmazsa 5 yaş daha büyük olması en uygunudur. Çünkü erkekler geç olgunlaşırlar. Bu, biyolojik olarak da bilinen bir olgudur. Kızların genellikle 12 yaş civarında ergenliğe girmeleri, erkeklerde ise bu yaşın 15 civarında olması, bunun açık bir delilidir.

İşte bu olgunluk farkı, ilerleyen yıllara da yansır. Ve yaşıt olan erkeklerle bayanlar arasında, evliliğe hazır bir olgunluğa ulaşma noktasında belirgin bir fark ortaya çıkar. 20 yaşında bir erkek henüz aklı bir karış havada dolanırken, o yaşta bir bayan hayli oturmuş ve evliliğe hazır bir görüntü sergiler. Ve yaşıt kişiler evlendiğinde, erkek karısının yanında haylaz bir çocuk gibi, hatta neredeyse onun çocuğu gibi durur. Bu da evlilikteki hiyerarşiyi sarsar tabii.

Oysa ailede erkeğin ‘evin direği’ olması, yani sağlam bir dayanak noktası olması lazımdır. Zira bayanların bir erkekte aradıkları en önemli özellikler, net bir çizgiye sahip, olaylar karşısında sarsılmayan, güvenilir ve güçlü bir kişiliğe sahip olması ve ailesine yeterli maddi imkanlar sunabilmesidir. Bunun da ancak belli bir yaştan sonra olabileceği açıktır.

Örneğin bayanların bir erkekte en nefret ettikleri özellik, sürekli fikir değiştirmesidir, bilmem farkettiniz mi? Siz de küçük bir anket yapıp tanıdıklarınıza sorun isterseniz. Bunun sebebi ise şudur: Bir bayan, ilişkisinin uyumlu gitmesi, evinin huzurlu olması için eşine olabildiğince uyum sağlamaya çalışır. Hatta zamanla eşinin hayat görüşü doğrultusunda fikirlerini, onun beklentileri doğrultusunda tavırlarını bile değiştirir. Ama eğer erkek sürekli fikir ve çizgi değiştirirse, kadının kafası karışır, nasıl bir yol izleyeceğini bilemez ve ruhen dağılır. Meşhur sözdür: “Kadın su gibidir, bulunduğu kalıba uyar. Kadınından şikayet eden erkek, kendi kalıbına baksın.”

Yani erkeğin görevi eşini sahiplenmek, gerektiğinde onu yönlendirmek, sarsıldığında desteklemek, dağıldığında toparlamaktır. Evlenme programlarında bayanların “eşim beni taşıyabilmeli” sözünü sık kullanması da buna işarettir.

Ve kötü bir evlilik bir erkeğin ancak canını sıkar, ama bir kadını baştan aşağıya mutsuz kılar. Evlenmek isteyen erkeklerin nasıl bir sorumluluk alacaklarını vurgulamak için yazıyorum bunları. Ve hep şunu ekliyorum: “Tabiatta memeli türlerinde hemen her dişi evlenir. Ama erkeklerin ancak güçlü olanları evlenir. Eğer bir aileyi yüklenecek maddi-manevi güce sahipseniz evlenin, yoksa bekleyin.”

Özetle, bir erkeğin ancak hayat görüşü netleşip, çizgisi oturup, yeterince güçlenince evlenmesi lazımdır. Bunun da 25 yaşından önce olması zordur elbette.

Erkeklerin ise hanımlarından beklentileri daha farklıdır. Erkek karısının uyumlu, kabullenici, sıcak ve şefkatli bir eş olmasını bekler. Ve bu özelliklerin çoğu, kızlarda ergenlikten kısa süre sonra yeterli düzeye gelir. Fakat yaş ilerledikçe, hele de bayan yıpratıcı ve acımasız iş hayatına girdikçe, bu özellikler giderek törpülenir. Onun için bayanların ruhen çok yıpranmadıkları, değişime de açık oldukları erken yaşlarda evlenmeleri daha doğrudur.

Zaten bayanların biyolojik-hormonal yapıları da bunu destekler. 20’li yaşlarını geçmiş ve henüz çocuk sahibi olmamış bayanlarda kadın hastalıklarının çok görüldüğü bilinen bir gerçektir. Ve bu yaşlardaki çoğu hormonal bozukluk için doktorlar hamilelik önerirler. Ayrıca ilk hamileliğin 28 yaşından sonraya kalması da çok ciddi tıbbi sorunlar doğurabilir. Bütün bunlar hanımların erkence evlenmeleri gerektiğine açıkça işaret ediyor.

Bunlara ek olarak, yaşıt evliliklerinde 50’li yaşlarda başka bir sorun daha ortaya çıkar. Bir tarafta kendini hâlâ genç hisseden aktif bir erkek, diğer tarafta ise menapoz sınırında, yıpranmış bir bayan vardır. Bunun doğuracağı sonuçlar ise bellidir.

Tüm bu sebeplerden dolayı, bayanların 20 yaşını geçmeden, erkeklerin ise 25’ten sonra evlenmelerini, arada en az 5 yaş fark olmasını öneriyoruz.

Bu öneriye iki yönden itiraz gelebilir:

1. Kadın ile erkeğin eşit olduklarını, denk şartlarda bir evlilik yapmaları gerektiğini, erkeğin aile reisi olmadığını düşünen ‘modern’ arkadaşlardan. Gariptir ki, modern bilim kadın-erkek arasındaki anatomik ve fiziksel farkları ciltlerle tıbbi yayında irdelemiştir ama, iki cins arasındaki psikolojik farklılıklarla ilgili dişe dokunur tek bir makale bile bulamazsınız. O yüzden elma ile armutu bir tutan bu kesimden gelecek itirazları çok da ciddiye almıyoruz.

2. Hz Peygamber’in ilk eşi Hz Hatice’nin kendisinden büyük olması örnek verilebilir. Ancak biz burada sadece genel bir çizgi çizdik. Çoğunluk için geçerli olgulardan bahsettik. İstisnalar ise kaideyi bozmaz.

Yaratılışınıza uygun, sağlıklı evlilikler yapmanız dileği ile…

Bu yazıyı e-dergi olarak okumak için tıklayınız:

 http://zaferdergisi.com.tr/e-dergi/2015_haziran/#features/12