Zafer Bilim Araştırma ve Kültür Dergisi

Hayat Elden Gidiyor Kaygısı

img

Çocukken elinizdeki bisküvi bitmesin diye yavaş yavaş yemenizin sırrı nedir? Nedir bu, “Eskiyen ayakkabıları bir daha giyemeyeceğim” hüznü peki? Bir mahalleden başka bir mahalleye taşınırken tam yüreğinize oturan o sıkıntının manası?.. Çocukların da gençlerin de orta yaşlıların ve yaşlıların da, güneş guruba meyledip de varlıkların yavaş yavaş sahneden çekilip üstlerine karanlığın örtüsünün örtülmeye başladığı o akşam üstleri hissettiği yalnızlık, bunaltı ve ağır hüzne ne demeli?..

 

Tüm bu hisler insan bilincinin hayatın faniliğini, geçiciliğini derin idrakinin neticeleri. Çocuklar ve gençler ara ara bu fanilik, geçicilik hissine kapılsalar da bunu çabuk unuturlar. Gençlik gaflet demektir. Onlar için hayat sanki bitip tükenmeyecek, hep akıp gidecek bir yoldur. O zindelik, o güç kuvvet zail olmayacak gibi gelir gence.

Gencin biri sırtında kamburu olan ihtiyara sorar: “Amca bu kamburu nereden aldın?” İhtiyar cevap verir: “Evladım, senin de yolunun üzerinde, ömrün varsa sen de alırsın.” Genç inanmaz buna. Kendini taşıyan bu dalın bir gün kuruyacağı ihtimali yoktur zihninde. Sanki hayat tek mevsimliktir, bahardan gayrı mevsim yoktur.

İlk darbe otuzlu yaşlarda gelir. Otuz yaş bir milat gibidir. Bu yaş, planların, arzuların, isteklerin gerçekleştirileceği bir sınır gibidir. Otuz yaş devrilince, ilk gerçek panik başlar. Hani, o aniden paniklediğimiz zamanlara benzer bir paniktir bu. Bitirilmesi gereken bir ödevin zamanının yaklaştığı, yakın bir vakitte olacak sınavın evvelinde hissedilen o kaygı, endişe, heyecan hallerine benzer bu ruh hali.

 

Kırklı yaşlar…

Hayatın elde avuçta durmadığı, geçip gittiği kaygısı öyle bir darbedir ki, tepetaklak eder insanı. “Hayat kısa ve daha yapacak çok şeyim var,” düşüncesi ağır bir taş gibi oturur zihnin baş köşesine. Kırkına kadar bir şekilde hülyalarla, gelecekle ilgili plan ve projelerle, düşlerle, umutlarla bu kederle yine de baş edilir.

Gerçek darbe kırklarda gelir ve sağlı sollu salvolarına girişir. Hayat nehri yavaş yavaş kurumakta, suları çekilmektedir. Zindelik, güç, kuvvet azalmaktadır. Hayat iyiden iyiye kısalmıştır artık ama yapacak işler çoktur hâlâ… Hâlâ dünyadan istenilen alınamamıştır.

Bu öyle bir kaygıdır ki, insanın içine bir kere oturdu mu bir daha asla terk etmez, ölene kadar insanın kalbini, zihnini mesken tutar. Tuttu mu bırakmaz. Yapıştı mı çıkmaz.

Bu ruh hali biraz da şuna benzer. Kayalıklara tırmanan birinin halatı koptu kopacak. Aşağısı derin bir uçurum. Yukarısı ulaşılması zor mu zor zirve. Bu insanın refleks olarak yapacağı ilk iş ne olacaktır? Elleriyle kayalıklara sıkı sıkı tutunmak.

Kayalıklarda kalakalan insan gibi, hayat elden gidiyor kaygısıyla yüreği dağlanan kişi, çareler aramaya koyulur. Bilhassa ahiret nokta-i nazarından hayatıyla ilişki kuramayan insan, elden giden dünyayla kalbinin bağını zayıflatacağına daha da yapışır dünyaya. Neler mi yapar?

Bir kendine bakma hali, kendine daha bir özen gösterme, çekidüzen verme hali başlar. Hatta bu bir takıntıya bile dönüşür. Sağlıklı yaşama furyasının bir nedeni de zannımca bu kaygıdır. Senede iki kere sağlık kontrolü yaptırır. Erkeklerde saçını başını boyatma zuhur eder. Yaşlı görünmekten nefret eder bu kaygıya kapılmış olan. Kırışıklıklar en azılı düşman gibidir. Haftanın çoğu günlerini spor salonlarında geçirmeye başlar. Kılığı kıyafetinde gençlere özenir…

 

Âlem-i bekaya iman olmadan...

Bazen sefahatin de çıkış noktası burası olur. Şu ana kadar çalıştım çabaladım, hayattan bir kâm alamadım, bundan sonra kendimi düşüneceğim, fikriyle dünyaya saldırır, dünyanın tüm lezzetlerini, hazlarını yutmaya uğraşır. Kimi erkekler için de kadın düşkünlüğünün, eşini aldatmanın bir nedeni de bu hayat elden gidiyor kaygısıdır.

Her insanın bu kaygıyla baş etme biçimi farklı farklıdır. Kimileri için sefahate girmekse, kimileri için geceli gündüzlü kitap okumak, çalışmaktır. Hayat elden gidiyor, şunu da yapayım bunu da yapayım, şu ülkeyi görmedim orayı da göreyim, şu sporu hiç denemedim onu de denemeliyim kaygısı sökün eder. Eldeki ömürden azalan, giden her saniye bir tehdide dönüşür. Kaçırma lüksü yoktur. Mezarın diğer taşı ufukta görünmüştür.

Âlem-i bekaya olan iman olmadan, tüm bu uğraşıların hayat elden gidiyor kaygısını giderebildiğini görmedim hiç. Her saniye azalan bir ömür. Ne yapsan eksik, ne yapsan olmuyor.

 

Bu yazıyı e-dergi olarak okumak için tıklayınız:

http://zaferdergisi.com.tr/e-dergi/2016_mart/#features/27