Zafer Bilim Araştırma ve Kültür Dergisi

Dünya mı, Ahiret mi?

img

 

İnsanlar, tefekkürde ve dünyanın hakikatini anlamada aynı seviyede değildirler. Bu konuda da insanları üç grup olarak düşünebiliriz.

Birisi, ahirete ait emirleri nazara almadan yalnız dünyayı düşünen, dünya için çalışanlardır.

Bir ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır: “Kim âhiret kazancını isterse, Biz onun kazancını artırırız. Dünya kazancını isteyene de ondan veririz; fakat onun âhirette bir nasibi olmaz.” (Şûrâ Suresi, 20*)

Diğeri, dünyaya ait işlere önem vermeyen, yalnız ahiretini düşünen ve ona göre yaşayıp amel edenlerdir.

Üçüncü grup ise, hem dünya, hem de ahirete ait işlerini beraberce yürütendir. Bu insanlar, dünya nimetlerinden faydalanmak için çalıştığı gibi, ahiretini de ihmal etmezler. “En bahtiyar odur ki, dünya için ahiretini unutmasın” hakikatına uygun yaşar ve ahiret hayatına hazırlık yaparlar.

Evet onlar, “Nice erler ki, ne ticaret, ne de alışveriş kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz; onlar, kalplerin ve gözlerin kıvranacağı günden korkarlar.” (Nur Suresi, 37)

Bunlar, hem dünya nimetlerinden istifade ederler, hem de ahireti dünya için asla ihmal etmezler. Çünkü dünya ile ahiret ve içindeki nimetler insanın istifadesi için yaratılmıştır. Cenab-ı Hak, insanı dünya ve ahiret mutluluğunu elde edecek yeteneklerle yaratmıştır. Yalnız birisiyle iktifa etmek tembelliktir. Dünya ve ahirete ait işleri düşünmeyen bir insan, yaratılış hikmetine uygun hareket etmemiş olur.

Cenab-ı Hakk’ın bütün mahlukat üstünde en şerefli ve en mükerrem yaratmış olduğu insan, dünya ve ahiretine ait işlerini denge ile götürendir. Aksi halde, sadece dünyaya hasr-ı nazar eden ve ahireti hiç düşünmeyen insan, hayvandan daha aşağı bir dereceye düşer.

Allah, insanın kendi faydası için çalışması ve dünyasını idare etmesi için ona kuvve-i şeheviye yani istek duyguları vermiştir. Ayrıca kendi hayatını anlayıp yükselmesi, ilerlemesi için de akli meleke gibi nimetleri ihsan etmiştir. Rabbinin helal nimetlerinden faydalanıp, O’na hamd ve teşekküre devam etmek insanın en önemli bir görevidir.

İnsan, zilletten izzete, fakirlikten servete, zahmetten rahata, dalaletten hidayete ve cehaletten irfana ancak böyle istikametli bir akıl sayesinde ulaşır. Çünkü, Allah’ın insanlara ihsan ettiği nimetlerin en büyüğü ve en hayırlısı akıldır. Akıl öyle bir nimettir ki, din de dünya da onunla anlaşılır ve onunla kazanılır. Her şeyin mahiyet ve hakikati onunla idrak edilir ve anlaşılır.

(*) Peygamberimizin bu âyetle ilgili olarak şöyle buyurduğu bildirilmiştir: “Yüce Allah buyuruyor ki: Ey Âdem oğlu! Kendini ibadetime ver ki gönlünü zenginlikle doldurayım, ihtiyacını gidereyim. Böyle yapmazsan ellerini meşguliyetle doldururum, ihtiyacını da gidermem.” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme: 30; İbni Mâce, Zühd: 2; Müstedrek, 2:481, no. 3657)

 

Bu yazıyı e-dergi olarak okumak için tıklayınız:

 http://zaferdergisi.com.tr/e-dergi/2015_kasim/#features/18