Zafer Bilim Araştırma ve Kültür Dergisi

Bağlılık Ve Bağımlılık Arasında İnsan

img

İnsan doğduğu anda başlar bir şeylere bağlanmaya… Tutunmak, sarılmak, güvenmek ister. Sırtını dayayacak güvenli, kocaman dağlar ister. Yalnızlıktan, tek başına kalmaktan korkar. Tutunacağı bir dal ister yanı başında... Tüm hayatı bu arayışlarla geçer. Tam bulduğunu düşündüğünde, gözünde büyütür, kocaman kalıplara koyar onu, tüm zamanlarını, tüm ümitlerini ona bağlar. Onunla hayata tutunmaya çalışır, hayatı onunla sevmeye başlar. Fakat bu onun kırılganlığını da, beklentilerini de artırır.

Karşısındakinden insan üstü beklentilere girer. Hata yaparsa, beni kırarsa ne yaparım diye düşünür. Yeniden güvenmek, yeniden inanmak zor gelir, sarsılır, öfke duyar kendine ve ona. Artık güvenmeyeceğim, bağlanmayacağım kimseye diye yeminler eder… Tekrar kırılmaya gücü yoktur yüreğinin, tekrar ayağa kalkması bazen yıllarını alır.

Bağlılık ve bağımlılık hayatımızın içine o kadar girmiştir ki, insan bu duyguları hayatı boyunca sürekli yaşar. Birbirine benzemekle beraber birbirinden oldukça farklı iki kavramdır. Bağlılık sağlıklı bir süreçtir. İnsanın bağlanmaya ihtiyacı vardır. Bağ kurmak, yakın olmak, ilişki kurmak ister. İlk önce annemizle, sonra ailemizle, eşimizle, arkadaşlarımızla farklı boyutlarda bağlılık kurarız. Onlara güveniriz, birlikte olmaktan, konuşmaktan, kendimizi ifade etmekten hoşlanırız.

Fakat onları yaratılışları dışında çok mükemmel, adeta insan üstü kalıplara sokmayız. Artı ve eksileriyle severiz, tüm siyah ve beyazlarıyla kabul ederiz. Zaman zaman sorunlar yaşasak da, normal, sağlıklı ve insani ilişkiler kurmaya çalışırız. Hayatımızdan çıktıklarında ya da onları kaybettiğimizde çok üzülürüz, fakat acının tesiri gidince yavaş yavaş normal hayatımıza döneriz… Tekrar devam ederiz, hayatımızın akışına… Bağlılık insanı geliştirir, büyütür, güven verir, bir çok duyguyu ve hayatı öğretir. Kendimize karşımızdakinin gözlerinden bakmayı gösterir. Hayatımıza giren ve zaten hayatımızın bir parçası olan insanlara bağlanırız, onlar gelirler, ne öğrenmemiz gerekiyorsa, görevlerini yapar, öğretir ve giderler… Bazen sessizce, bazen de fırtınalı bir şekilde…

Bağımlılık ise, aksine sağlıksız bir duygudur. Endeksli bir yaşamı simgeler. Neye bağımlı isek, o olmadığında yaşayamayacağımıza inanırız. O olmadan nefes almanın, yaşamanın bile gereksiz ve anlamsız olduğunu düşünürüz. Tüm mutluluğumuzun ve enerjimizin onun varlığına bağlı olduğuna inanırız. Bir gün hayatımızdan çıkıp gideceğini düşünmek bile korkutucu gelir. Hayali bile yüreğimizi sıkar. Korkularımızın gerçekleşeceği paniği sık sık yoklar yüreğimizi…

Bazen eşimize, çocuğumuza, bazen de annemize, babamıza, sevdiğimiz insanlara bağımlılık geliştiririz. Tüm ümitlerimizi ona bağlarız. O olmazsa ölürüz, yaşayamayız diye düşünürüz. Hatta bunu ona sürekli söyleyerek, onu da korkutup, kaçırabiliriz. Ya da onun da hastalıklı bir biçimde bize bağımlı olmasını sağlarız.

Karşılıklı bağımlılıktır bu ilişki tarzı… Bazen anne çocuk arasında yaşanır. Çocuk büyüse bile, annesini bırakıp kendi hayatını kuramaz, duygusal olarak kopamadığı için, başkasını sevmekte de zorluk çeker. Eşini sevse, annesini üzeceğini, kıracağını düşünür. Kendi ayakları üzerinde durmakta güçlük çeker, dışarıdaki dünya ve insanlar korkutur onu. Annesinin şefkatli kolları dışında her şeyin tehlikeli olduğunu düşünür. Gereksiz ve haddinden fazla verilen şefkat, onun hiç büyümeyen, bir ‘çocuk yetişkin’ olarak kalmasını sağlar.

İnsan yaşadığı her an yeniden öğrenir… Kendini yeniden tanımlar. Her yıl biraz daha büyür duyguları… Kainattaki her şeyle, herkesle ve kendisiyle ilişki kurar. Hatalarından ve sıyrıklarından öğrenir hayatı. Sever, bağlanır, güvenir, yıkılır, acı çeker ama, bu duygularla tekrar ayağa kalmayı ve yürümeyi öğrenir. Ne zaman ki, kendini bir şeye endekslese, bağımlı olsa, yaşadığı alanı daraltır, kendine çizdiği küçücük dairenin içinde nefes alamaz olur. Kendine ve duygularına eziyet eder.

Oysaki, hayata geniş pencerelerden bakmak, bütünü görmeye çalışmak, resmi dışarıdan seyretmek insanın yüreğini hafifletir, yüklerinden kurtarır.

Gerçek özgürlük, kaybetme korkusuna rağmen, sevmeye devam edebilmektir...

 

Bu yazıyı e-dergi olarak okumak için tıklayınız:

 http://zaferdergisi.com.tr/e-dergi/2016_mart/#features/48