Zafer Bilim Araştırma ve Kültür Dergisi

Ahtapotlarda Mimikri

img

Hepimiz “karda yürüyüp izini belli etmemek” deyimini biliriz. Bu deyim, “yaptığı bir işte kendini gizlemek” anlamında da kullanılır. Yani bir çeşit kamuflajdır. Kamuflaj en önemli askeri taktiklerden birisi olup, savaş esnasında veya barış halinde iken düşmandan saklanmak, düşmanı şaşırtmak için kullanılan bir çeşit askeri stratejidir. Çünkü harp her şeyden önce hileden ibarettir. Zira bireyin kullandığı materyallerin ortam rengiyle ve şekliyle uyumlu olması onun uzaktan görünürlüğünü zorlaştırmaktadır.

Onsekizinci asra kadar düşmandan gizlenmeye fazla ihtiyaç hissedilmezdi. Ancak,  askeri teknolojik silahların gelişmesi ile düşmandan gizlenme ihtiyacı ortaya çıkmış ve kamuflajın önemi anlaşılmıştır. Çağımızda askeri stratejistler kamuflaj konusunda çok önemli mesafeler almışlardır. Bu durum günümüzde öyle noktalara ulaşmıştır ki, radarlara yakalanmayan uçaklar bile üretilebilmiştir.

Aslında, yapılan araştırmalar bu askeri taktiği en iyi kullanan canlıların hayvanlar olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü bir hayvan türünün düşmanlarından en iyi korunmasının yolu kamuflajdır.

Hayvanın vücut şeklini değiştirebilmesi, ortama renk uyumu ve bu amaçla vücutta çok çeşitli desenlerin oluşturulması, ortamla uyumlu kontrastlar sağlayan görünürlük algısı hayvanlara düşmanlarına ve avlarına karşı önemli avantajlar sağlayabilmektedir.

Mesela ahtapotlar ortamla uyumlu olabilen çok büyük kamuflaj yeteneğine sahip olacak şekilde yaratıldıklarından, bulundukları ortamda rahatlıkla gizlenerek adeta görünmez olurlar. Bu, onları avlamaya çalışan düşmanlarına karşı çok iyi bir savunma stratejisidir.

Bir başka kamuflaj taktiği de hayvanların düşmanlarından korunmak için vücut şekillerini ve renklerini değiştirerek çok zehirli bir hayvan görünümüne bürünmeleridir. Bu kamuflaj taktiğine ise biyoloji dilinde mimikri denilmektedir. Bu konuda hayvanlar âleminde pek çok örnekler vardır.

Bunun en güzel örneklerinden biri bir ahtapot türü olan Octopus insularis’te görülmektedir. Ahtapot türünde görülen bu mimikri olayı araştırmacıların 2000-2005 yılları arasında Atlantik okyanusunun batı kesiminde yaptıkları 100 saatlik deniz altı çekimlerinin dikkatle çözümlenip, analiz edilmesiyle anlaşılabilmiştir.

Mesela, Hani balıkları (Serranidae) ailesine mensup, bilimsel adı Cephalopholis fulva olan bu balık türü, yırtıcı ve etçil bir balık olup, boyu 41 cm’ye ulaşabilmektedir. Batı Atlantik’te (Güney Carolina, USA ve Bermuda’dan Brezilya’nın güneyine kadar olan kesimde) gruplar halinde yaşarlar; derinliği 40 metreye kadar olabilen sığ suları tercih ederler; küçük balıkları ve Octopus insularis isimli ahtapot türünü avlayarak beslenirler.

Ancak ahtapot yaratılıştan sahip olduğu mimikri kabiliyeti ile bu balıklara yem olmaktan kurtulabilir. Bunun için mümkün oldukça zemine yakın olarak (tabandan yaklaşık 40 cm yukarıda) yüzerek kendilerini zemin rengi ve şekline uydururlar. Geriye doğru yüzerken ise renk bakımından kendilerini, avcıları olan balıklara benzeterek, avcılarının arasındayken bile onlara av olmaktan kurtulabildiği yapılan araştırmalar ile gösterilmiştir. Ayrıca ahtapot zemine yakın olarak hareket ettiğinde bu balıkları avlayan başka türler gibi görünürler (mimikri).  Böylece ahtapotlar, Âlemler Rabbinin verdiği mimikri ve kamuflaj yeteneği sayesinde balıklara yem olmaktan kurtularak hayatta kalabilirler.

Bu ahtapotta gördüğümüz kamuflaj yeteneği, kâinat kitabını okumamız ve bu kâinat kitabını kudretiyle yazan Âlemler Rabbini tanımamız için güzel bir örnektir. Son zamanların moda tabiriyle, ‘çevre okur yazarlığı,’ ‘ekoloji okur yazarlığı’ gibi kavramlar dikkate alındığında, bilim insanlarının yaptıkları çalışmalardan elde ettikleri bilgiler, bizim ‘kâinat kitabı okur yazarı’ olmamız için iyi bir malzeme olur. Ancak bu bilgileri okurken, tabiata, materyalist felsefenin gözlüğüyle ‘tesadüfen oluyor’ diye değil, ‘Allah yapıyor, yaratıyor’ nazarıyla bakmamız gerekir.

İşte bu şekilde bakabilirsek o zaman gerçek manada kâinat kitabı okur yazarı olabiliriz ve tabiatta gerçekleşen hadiseleri sağlıklı bir şekilde analiz edip, anlayabiliriz. Aksi halde,  Bediüzzaman Hazretlerinin; “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise mâneviyatta kördür” tespitiyle, o kâinat okumasından bir şey görülmez diyebiliriz.

Sonuç olarak, akılsız ve şuursuz varlıkların, hiçbir ilim ve akla sahip olmadıkları halde, akıllara durgunluk verecek düzeyde yaptıkları böyle işler, ancak ve ancak bu kâinata hükmeden, nihayetsiz ilim ve nihayetsiz kudret sahibi bir Zât’ın yaratmasıyla olduğu âşikârdır.

Bu yazıyı e-dergi olarak okumak için tıklayınız:

http://zaferdergisi.com.tr/e-dergi/2015_nisan/#features/50