Zafer Bilim Araştırma ve Kültür Dergisi

Açlıktan Ölmek Var Mıdır?

img

Rızık herkese eşit miktarda mı veriliyor?

Yerde yürüyen hiçbir canlı hariç kalmamak üzere, rızıkları Allah’ın üstünedir...

(Hud, 6)

“Nice canlı mahlûkat vardır ki, rızkını kendisi taşımıyor. Onu da sizi de Allah rızıklandırıyor. O hakkıyla işiten, kemâliyle bilendir.”

 (Ankebut, 60)

Yukarıdaki âyetlerin ifadesine göre, bütün canlıları ömürleri boyunca rızıklandıran Allah’dır. Yaşadıkları sürece de rızıklarını verir, yâni rızık, Allah’ın garantisi altındadır.

“Peki, açlıktan ölenlerin olduğu söyleniyor. Bunun ilmî izahı nasıldır?” sorusu hatıra gelebilir. Bu hususu değişik cihetlerden ele almak mümkündür.

İnsan vücuduna alınan gıdaların bir kısmı glikojen ve yağ halinde depolanır. Bu depolar açlık durumunda harcanır. Depolardaki gıdalar, insanın oldukça uzun bir süre yaşamasını sağlar. Doktor Dewey’in bu hususta yaptığı araştırma, oldukça ilgi çekicidir. Dört yaşlarında iki çocuk dikkatsizlikle ilâç içtiklerinden, yemek boruları ve midelerinde yanıklar meydana gelmiş ve yemek yiyemez olmuşlardı. Zayıf ve narin olan birinci çocuk, vücudundaki ihtiyatları kullanarak 75 gün yaşadı. Daha kuvvetli olan ikinci çocuk ise 90 gün dayandı.

Açlık anında vücut için hayatî öneme haiz organlardan değil, diğerlerinden harcama yapılmaktadır. Böyle bir açlık durumunda yağların, keton cisimlerine çevrildiği ve beyin hücrelerinin imdadına gönderildiği, son yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur.

Bu konuda yapılan denemeler, hiçbir şey yemeden ortalama 80 gün kadar yaşanabileceğini göstermiştir. Yalnız gıdanın kesilmesi birdenbire olmamalıdır. Aksi takdirde alışılmış olan âdetin terkinden vücut zayıf düşüp, ölüme götürebilir. Bu hususu İbn-i Haldun şöyle ifade eder: “Kıtlık görülen yerlerde çok yemeye alışanlar, az yemeye alışanlardan çok fazla kayıp verirler. Onları öldüren karşılaştıkları açlık değil, daha önce alışmış oldukları tokluktur.” (Cânan, I.: Hz. Peygamberin Sünnetinde Terbiye).

Dünyada açlıktan öldüğü söylenen insanların %20’sini Hindistan’da, %35’ini ise Afrika’da yaşayan 1 yaşın altındaki çocukların meydana getirdiği ifade edilmektedir. Anlaşılan odur ki, insan vücudunda ve çevresinde her an hazır bekleyen mikroplar, vücudun zayıf olduğu anlarda hemen bedene hâkim olarak onu altedebilmektedir. Özellikle çocuklar bu hususta en zayıf durumda olduklarından fazla oranda ölüme maruz kalırlar. O halde açlıktan öldüğü söylenenler, rızkın bitmesinden değil, rızkın azalmasından meydana gelen hastalıklardan ölürler.

Rızık herkese eşit miktarda mı veriliyor?

Rızık dediğimiz iki kısımdır: Hakikî rızk, mecâzî rızk. Yâni zarurî var. gayr-i zarurî var. Ayetle taahhüd altına alınan, zarûrî kısmıdır. Evet, hayatı koruyacak derecede gıda veriliyor. Cisim ve bedenin semizliği ve zaafiyeti, rızkın çok ve az olduğuna bakmaz. Denizin balıklarıyla karanın patlıcanları şâhittir. Mecâzî olan rızk ise, âyetin taahhüdü altında değildir.

Bediüzzaman

Bu husus Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle bildirilir: “Allah, kullarından kimi dilerse onun rızkını yayar (genişletir) veya onu kısar. Şüphesiz ki Allah, herşeyi hakkıyla bilendir.” (Ankebut, 62)

Yukarıda meâlen beyan edilen âyet-i kerîmeye göre, Cenâb-ı Hak, bazı insanlara rızkı bol, bazılarına da kıt vermektedir. Bu hakikat izaha gerek duyulmayacak kadar aşikârdır.

Bunun hikmeti, bir başka âyet-i kerîme ile şöyle ifade edilir: “Eğer Allah bütün kullarına (müsavat üzere, eşit şekilde) bol rızık verseydi, yer(yüzün)de muhakkak ki taşkınlık ederler, azarlardı. Fakat O ne miktar dilerse (rızkı o kadar) indirir. Şüphe yok ki O, kulların her hâlinden hakkıyla haberdardır, (herşeyi) kemâliyle görendir.” (Şûra, 27)

Demek ki, dünyada açlıktan ölen olmadığı gibi, herkese verilen rızık da eşit değil. Kimine az, kimine çok. Fakat her ne hâl olursa olsun, insana düşen; O’nun rahmet kapısını çalmak. O’ndan talep edip istemek. .. Nasıl mı? Meşru yoldan çalışarak, sebeplere el atarak. Bize düşeni yaptıktan sonra da kısmetimize razı olup, O’na tevekkül ederek...

...

Bu yazıyı e-dergi olarak okumak için tıklayınız:

http://zaferdergisi.com.tr/e-dergi/1992_eylul/#features/31